İstanbul’un fethi sırasında Galata bölgesi bir Ceneviz kolonisiydi. Bu koloninin “Podesta” denilen Ceneviz’den atanan ayrı bir valisi ve yönetim şekli vardı.
Bölgede bugün sadece kalıntılarını bulabileceğimiz surları da Cenevizliler Bizans zamanında otoritenin zayıflığından fırsat bulup inşa ettiler.
Galata, her ne kadar İtalyan şehir devletleriyle anılsa da nüfusu yerli Rumlar, Ermeniler ve Sefarad Yahudileri’nden oluşuyordu. 1455 yılı bir nüfus sayımına göre bölgede sadece 20 Türk yaşıyordu.
Mahalleler ise etnik kökene göre ayrılmıştı. Fakat, özellikle dükkanların bulunduğu sokaklar bu konuda bir istisna oluşturuyordu. Bu sokaklara etnik çeşitlilik hakimdi. Fetihten sonra ise Türkler’in yerleşimi artarak devam etti.
Evliya Çelebi meşhur Seyahatnamesi’nde Galata’yı şöyle anlatıyor:
“Meyvelerin en iyisi, diğer yiyecek ve içeceklerin en seçkinleri burada bulunur. İnsanın canı ve ruhunun gıdası kuş sütü de bu Galata’da bulunur.”

Cenevizliler denizaşırı ticaret sayesinde Galata’yı Akdeniz’in en işlek limanlarından biri haline getirmişlerdi. Osmanlı zamanında da bölge bu özelliğini korudu. Kapitülasyon adıyla verilen ticari imtiyazlar da bu duruma katkıda bulunuyordu. Buna bağlı olarak Galata, oldukça işlek limanı sayesinde tüccarların ve Osmanlı’ya ticaret amacıyla gelip yerleşenlerin de meskeni oldu.
Pera, özellikle 18. yüzyıl itibariyle yerleşime açılan yeni bir alandı. Sadece mimarisi ile değil aynı zamanda bölge sakinlerinin konuştuğu dilleri ve yaşadıkları hayat tarzıyla da Avrupa
kentlerini andırır.
Eski haritalardan ve gezginlerin tasvirlerinden anladığımız kadarıyla 19. yüzyıl boyunca Galata’nın dar ve dolambaçlı sokakları adeta bir pazar yeri gibi iş yerleriyle doluydu.
19. yüzyılda İstanbul’a gelen Pierre Loti buradaki ilk izlenimini şöyle anlatıyor:
“Beyoğlu’nun yükseklikleri üzerinde gürültülü Taksim mahallesi… Şark’ın kıyafet ve kostümlerine taarruz eden Avrupa kıyafetleri ve Avrupa kostümleri… Büyük bir sıcak, büyük bir güneş; Ağustos’un sararmış yapraklarıyla beraber birçok toz kaldıran ılık bir rüzgar; meyve satıcılarının gürültüleri; üzüm, karpuz yığılı sokaklar… İstanbul’da ikametimin ilk dakikaları zihnime bu tabloları kazıdım.”

Galata bölgesi Osmanlı zamanında şimdiki Karaköy bölgesini içine alan ve kısmen kule çevresini ve aşağısını ifade etmek için kullanılan bir yer adıydı.

19. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı’da ticaretle uğraşan Museviler, Rumlar ve Ermenilerin yanında, yabancı uyruklu tüccarların ve Avrupa elçiliklerinin de burada konumlanması bölgede etnik olarak oldukça kozmopolit bir görünüm sunuyordu.
Kaynak: Oğuz Ç., (2016). Barnathan Apartmanları. İstanbul Global Basım ve Yayıncılık

