Bugün Beyoğlu olarak bildiğimiz bölgenin adını ise, ortada bir “bey” olabileceğini akıldan çıkarmadan, aslında Venediklilere borçlu olduğumuzu da unutmayalım. Edindikleri imtiyazlarla 12. yüzyılda İstanbul’da asıl genişleyen topluluktu Venedikliler.
İstanbul’daki Venedik kolonisinin reislerine tekil olarak “bailo” ya da çoğul olarak “bailos” deniliyordu. Türkçe olarak “baylosluk” ya da “balyosluk” olarak telaffuz edilen makamın ortaya çıktığı tarih 11. yüzyıla kadar gider. Bu unvan ilgili kişilere Bizans hükümdarına (Basileus’a) karşı Venedik’i temsil etmeleri için verilmişti. Balyosların ilk zamanlardaki temel görevi Venedikli tacirlerin ticari ilişkilerini yürütmek ve Bizans nezdinde ticari ilişkileri geliştirmekle sınırlı idi.
Zamanla siyasi ve diplomatik sorumlulukları da olan Balyoslar fiilen Venedik’in İstanbul’daki elçisi haline geldiler. Hatta 1574’te Venedik Senatosu, balyosun elçiye denk olduğunu kabul eden bir yasal düzenleme yaptı.
“Bailo” dediğimiz bu elçiler iki yıl için görevlendiriliyorlardı. Ve ne kendi ne de başkalarının hesabına ticaret yapabilirlerdi. Tacirlik yapmaları yasaktı. Bailolar, önce Eminönü’nde Balık Pazarı yakınlarında, Yahudi mahallesine yakın bir konutta ikamet ederlerdi.
Daha sonra Pera’da Venedik Sarayı olarak bilinen yere çıktılar. Alman sanat tarhçisi ve arkeolog Wolfgang Müller-Wiener, Marin Sanudo’nun Diarii’sine dayanarak 1499’dan itibaren Pera’da oturan ilk Venedik balyosunun Andrea Zancani olduğunu öne sürer. Ancak 1521 tarihli bir Venedik-Osmanlı ahitnamesi Venedik balyosunun mahrûse-i Konstantiniyye’de, yani suriçi İstanbul’da yerleşebileceğini bildirir:
“Bailos kimi dilerlerse göndereler dilerse hurendesiyle (?) gelüb mahrûse-i Konstantiniyye’de üç yıla karib dura tamam olmadın ol gide anun yerine bir dahi ol veçhile gele…”
Nitekim Fatih’te bulunan Yarhisârzade Mescidi Mahallesi Vakfı’na ait (H. 911) 1506 tarihli bir vakfiyede, Mahalle-i Baylos adına rastlanmıştır. Vakfiyede mescidin gelirlerinin önemli bir kısmının ticaretin yoğun olduğu Haliç’in güney sahilindeki mülklerden sağlandığı anlaşılmaktadır. Bu durum Baylos konutunun Fetih sonrası Venediklilerin 16 Ağustos 1454 tarihinden sonra yerleştikleri ve bir zamanlara Ankonalılara ait olan ev ve kiliselerinin bulunduğu mahalde de bir dönem yükselmiş olabileceğini düşündürmektedir.
Şimdi gelelim Beyoğlu adının kaynağına… Bu isim, 16. yy’ın ilk yarısında İstanbul’da “bailo olarak da görev yapan Venedik Doç’u Andrea Gritti’nin (1455-1538) Peralı Rum bir kadından İstanbul’da dünyaya gelmiş gayrı-meşru oğlu Aloisio Gritti’ye dayandırılır.
Eremya Çelebi, “Bailo oğlu” Aloisio Gritti’yi Türklerin “Bey oğlu” olarak adlandırdıklarını aktarır. Grittilerin mükellef bir köşklerinin olduğu bugünkü Gezi Parkı yakınlarından Galatasaray’a kadar olan sahaya bu nedenle Beyoğlu denmiştir. Türkler tarafından Beyoğlu diye adlandırılan ve padişahlar ile vezirlerin de sık sık ziyaret ettiği bu koca ev öyle ihtişamlıymış ki, bütün Galata ve Pera Bağları’nın bulunduğu mevkiye “Beyoğlu” denmiş.
Kelimenin kökenine dair pek çok kaynakta bu bilgiler verilse de, Beyoğlu adının -bu ayrıntılara ihtiyaç bırakmayacak şekilde- bu bölgede ikamet eden Bailo’nun Türkçe söylenişinden (Bayolu) kaynaklanmış olabileceği de akılda tutulmalıdır.
Kaynak: Özkan A., (2015). Galata Gezi Rehberi. İstanbul Global Basım ve Yayıncılık

